Bu blogta güzel dinimiz islamın müslimanlığın güzelliklerinden ve niteliklerinden bahsediyoruz
30 Mayıs 2012 Çarşamba
Müslümanlık nedir?
Müslümanlık, maddi ve manevi temizliktir.
Hem vücud temizliği, hem kalp temizliğidir.
Müslümanlık, hem dünya ve hem de ahirette,
Saadet temin eden, tek hak yoldur elbette.
Hakiki bir müslüman, her zaman huzurdadır.
Musibetlerden bile, o lezzet ve haz alır.
Çünkü inanmıştır ki, (Gelse de hayır ve şer,
Allah’ın takdiriyle geliyor hep bu şeyler.
Ondan gelen her şeyde, mutlaka hayır vardır.
Fena görünse bile, benim için hayırdır.)
O, böyle düşünerek, rahat olur hep içi.
Felaket gelse dahi, olmaz hiç şikayetçi.
Allah’tan geldi diye, sabreder ona yine.
Elhamdülillah deyip, şükreder o haline.
İşte böyle bir insan, Allah’ın has kuludur.
Dünya ve ahirette rahat ve huzurludur.
Yani islamiyet’e uygun hayat yaşayan,
Kurtarır kendisini her zarar ve ziyandan.
Nitekim Rabbimiz de, Kur’an-ı kerim’inde,
Buyurdu: (Din islamdır Hak teâlâ indinde.)
Bugün islamiyet’in dışında olan dinler,
Hak teâlâ katında makbul din değildirler.
Bugün İncil ve Tevrat, tahrif edilmişlerdir.
Papazlar tarafından değiştirilmişlerdir.
Doğru olsalar bile, islamiyet geleli,
Yine bu kitapların kalmadı hükümleri.
Şimdi geçerli olan, yalnız islamiyet’dir.
İslam da, esasında iyi ahlak demektir
Nitekim Hak teâlâ, o Resul’e hitaben,
Kur’an-ı kerim’inde buyurdu ki mealen:
(Seni, iyi ahlakı tamamlayasın diye,
Halk eyleyip gönderdim bütün beşeriyete.)
Bir insanın, müslüman olabilmesi için,
Önce, iman etmesi lazımdır o kişinin.
Ehl-i sünnet üzere bir iman ve itikad,
Müslüman olmak için, en önde gelen bir şart.
Sonra, Hak teâlânın emirlerini, bir bir,
Öğrenip, ona göre hareket etmelidir.
Yine Resulullahın getirdiği ne varsa,
Hepsini beğenmek de, çok mühimdir bilhassa.
Resul’ün sözlerinden, birini beğenmemek,
Yahut doğruluğunda, bir an şüphe eylemek,
Mazallah imanını götürür o kişinin.
Buna çok dikkat etmek lazımdır bunun için.
Ufak bir şüpheyi de götürmez çünkü iman.
Müslümanın imanı kaya gibidir her an.
Şüphe hasıl olursa, bir âlime giderek,
Sorup kurtulmalıdır, doğruyu öğrenerek.
Hemen o şüphesini gideremezse eğer,
Büyük iman nimeti o zaman elden gider.
İmandan mahrum insan, en talihsiz insandır.
Çünkü o, Cehennemde ebedi yanacaktır.
Ey kızım, imanını koru ki şimdi sen de,
Ebedi kalmayasın o korkunç Cehennemde.
28 Mayıs 2012 Pazartesi
Peygamberlerin en üstünü
Peygamber efendimiz, Peygamberlerin en üstünü ve sonuncusudur. Allahü teâlânın yarattığı varlıkların en şereflisi Muhammed aleyhisselâmdır. Her şey O’nun hürmetine yaratıldı. O, Allahü teâlânın resûlü, son peygamberidir. Allahü teâlâ bütün peygamberlerine ismiyle hitâb ettiği hâlde, O’na “Habîbim” (sevgilim) diyerek hitâb etmiştir. Nitekim Allahü teâlâ bir hadîs-i kudsîde: “Sen olmasaydın, hiçbir şeyi yaratmazdım!” buyurdu. Bütün mahlûkâtı O’nun şerefine yaratmıştır. Allahü teâlâ kullarına râzı olduğu ve beğendiği yolu göstermek için çeşitli kavimlere zaman zaman peygamberler göndermiştir. Muhammed aleyhisselâmı ise son Peygamber olarak bütün insanlara ve cinlere gönderdi. Bunun için Peygamberimize “Hâtem-ün-nebiyyîn” ve “Hâtem-ül-Enbiyâ” denilmiştir.
Her peygamber, kendi zamânında, kendi mekânında, kendi kavminin hepsinden her bakımdan üstündür. Muhammed aleyhisselâm ise, her zamanda, her memlekette, yâni dünyâ yaratıldığı günden kıyâmet kopuncaya kadar, gelmiş ve gelecek bütün varlıkların, her bakımdan en üstünüdür. Hiçbir kimse hiçbir bakımdan O’nun üstünde değildir. Allahü teâlâ her şeyden önce Muhammed aleyhisselâmın nûrunu yarattı. Eshâb-ı kirâmdan Abdullah bin Câbir radıyallahü anh; “Yâ Resûlallah! Allahü teâlâ her şeyden evvel neyi yaratmıştır, bana söyler misin?” deyince, Sevgili Peygamberimiz şöyle buyurdu: “Her şeyden evvel senin peygamberinin yâni benim nûrumu kendi nûrundan yarattı. O zaman ne Levh, ne Kalem, ne Cennet, ne Cehennem, ne melek, ne semâ’ (gökyüzü), ne arz (yeryüzü), ne güneş, ne ay, ne insan, ne de cin vardı.” Âdem aleyhisselâm yaratılınca Arş-ı a’lâda nûr ile yazılmış “Ahmed” ismini gördü. “Yâ Rabbi! Bu nûr nedir?” diye sorunca Allahü teâlâ; “Bu, ismi göklerde Ahmed ve yerlerde Muhammed olan senin zürriyetinden bir peygamberin nûrûdur. Eğer O olmasaydı, seni yaratmazdım.” buyurdu. Âdem aleyhisselâm yaratılınca alnına Muhammed aleyhisselâmın nûru kondu ve o nûr onun alnında parlamaya başladı. Âdem aleyhisselâmdan îtibâren babadan oğula intikal ederek asıl sâhibi Muhammed aleyhisselâma ulaştı.
Muhammed aleyhisselâm hicretten 53 sene evvel Rebîülevvel ayının on ikinci pazartesi gecesi, sabaha karşı, Mekke’de doğdu. Târihçiler, bu günün Mîlâdi sene ile 571 senesinin nisan ayının yirmisine rastladığını söylüyor. Doğmadan birkaç ay önce babası, altı yaşındayken de annesi vefât etti. Bu sebepten Peygamber efendimize Dürr-i Yetîm (yetimlerin incisi) lâkâbı da verilmiştir. Sekiz yaşına kadar dedesi Abdülmuttalib’in yanında kaldı. Dedesi de vefât edince, amcası Ebû Tâlib O’nu yanına aldı. Yirmi beş yaşındayken Hadîcet-ül Kübrâ ile evlendi. Bu hanımından doğan ilk oğlunun adı Kâsım idi. Bundan dolayı Peygamberimize Ebü’l-Kâsım yâni Kâsım’ın babası da denildi. Araplarda böyle künye ile anılmak âdetti. Kırk yaşında, bütün insanlara ve cinne peygamber olduğu Allahü teâlâ tarafından bildirildi. Üç sene sonra herkesi îmâna çağırmağa başladı. Elli iki yaşında mîrac vukû buldu. 622 yılında 53 yaşında olduğu hâlde, Mekke’den Medîne’ye hicret etti. Yirmi yedi defâ muhârebe yaptı. 632 (H. 11) senesinde rebîülevvel ayının on ikinci pazartesi günü öğleden evvel 63 yaşında vefât etti.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

